Ana içeriğe atla

 

Bu soruyla karşılaştığımda üzerine uzun uzun düşündüm.

Kalabalık bir sınıfın enerjisi başka. Aynı anda hareket eden, nefes alan pek çok insanın yarattığı güçlü bir atmosfer var. Bazen de derse yalnızca bir kişi geliyor.

Peki katılımcı sayısı değiştiğinde, öğretmenin dersteki varlığı da değişmeli mi?

Sanırım yoga öğreten birçok kişinin yolu bir noktada bu sorudan geçiyor.

“Neden daha fazla kişi gelmedi?”

“Dersin saati mi uygun değil?”

“Acaba benimle mi ilgili?”

Çünkü sayılarla ilişki kurmak çok kolay. Kalabalık bir ders insana iyi hissettirebiliyor; katılım azaldığında ise bunu fark etmeden kendimizle, verdiğimiz dersle, hatta öğretmenliğimizin değeriyle ilişkilendirebiliyoruz.

Oysa bir derse kaç kişinin katılacağını belirleyen pek çok şey var.

Dersin saati, mevsim, tatiller, insanların işleri, günlük hayatın getirdikleri… Bazen bunların öğretmenle ya da verilen dersle hiçbir ilgisi olmayabilir.

Bu konu üzerine okurken karşıma çıkan bir hikâye uzun süre aklımda kaldı. Yogi Bhajan, Los Angeles’ta öğretmenliğe başladığı yıllardan söz ederken şöyle diyor:

“Hayatımda verdiğim en iyi derse hiç kimse gelmedi.”

Ardından gelen düşünce ise öğretmenliğe nasıl baktığımızı çok sade anlatıyor:

“On kişi gelirse, dersi verirsin.
Bir kişi gelirse, dersi verirsin.
Hiç kimse gelmezse, yine dersi verirsin.”

Belki öğretmenlik biraz da burada başlıyor.

Karşımızdaki sayı değiştiğinde, bizim orada oluş biçimimizin değişmemesinde.

Popülerlik İyi Öğretmenliğin Ölçüsü mü?

Yoga öğretmeni Ravi Singh’in bir sözü bu noktada oldukça net:

“En popüler yoga öğretmenleri, mutlaka en iyi yoga öğretmenleri değildir.”

Roger Cole da benzer bir yerden şöyle söylüyor:

“60 kişi geldiğinde bunun nedeni benim çok iyi olmam değil. Bir kişi geldiğinde de bunun nedeni benim çok kötü olmam değil.”

Bu iki cümleyi yan yana koyduğumda benim için önemli bir ayrım ortaya çıkıyor:

Popülerlik ile iyi öğretmenlik aynı şey değil.

Bir dersin kalabalık olmasında öğretmenin deneyimi ve öğrencileriyle kurduğu bağ elbette etkili olabilir.

Ama yüz yüze derslerde stüdyonun konumu ve ulaşım koşulları; online derslerde saat farkları ve insanların yaşam düzenleri gibi pek çok etken de katılımı etkileyebilir. Dersin günü, saati, mevsim, tatiller ve iş yoğunluğu da bunlardan bazıları.

Bu yüzden sınıftaki insan sayısını doğrudan öğretmenin niteliğinin göstergesi hâline getirmek bana doğru gelmiyor.

İyi öğretmenliği başka yerlerde aramak gerektiğini düşünüyorum.

Karşındaki öğrenciyi görebilmekte.
Bilgini aktarabilmekte.
Gerektiğinde uyum sağlayabilmekte.
Ve belki en önemlisi, karşında kaç kişi olduğuna göre gösterdiğin özeni değiştirmemekte.

Çünkü kalabalık bir sınıf öğretmenin değerinin kanıtı olmadığı gibi, küçük bir sınıf da başarısızlığının göstergesi değil.

Bir kişinin geldiği ders de eksik bir ders hiç değil.

Hatta bazen tam tersi.

Daha fazla görme, dinleme ve birebir ilgilenme imkânı doğuyor. Karşındaki kişinin pratiğini daha yakından takip edebiliyor, sorularına alan açabiliyor, o günkü ihtiyacını biraz daha fazla görebiliyorsun.

Karen Fabian da yalnızca bir kişinin katıldığı derslerle ilgili deneyimini anlatırken ilk zamanlarda meseleyi kendisiyle ilişkilendirdiğini söylüyor:

“Neden daha fazla insan gelmedi? Demek ki yeterince popüler değilim. Kimse benim dersime gelmek istemiyor.”

Fakat o tek kişilik dersleri verdikçe bakış açısı değişiyor. Pratiği öğrencinin ihtiyacına göre şekillendirebildiğini, öğrencinin ders sırasında sorularını sorabildiğini ve dersin iki insan arasındaki gerçek bir paylaşıma dönüştüğünü fark ediyor.

Böyle zamanlarda kendisine şunu hatırlattığını söylüyor:

“Bu kişinin burada olduğu için çok minnettarım. Buraya gelmek için bir şekilde enerjisini ortaya koydu ve bir seçim yaptı. Ben de gerçekten burada olmak istiyorum.”

Bu son cümle benim için de çok şey söylüyor:

Ben de gerçekten orada olmak istiyorum.

Bazen O Derse Bir Kişi Gelir

Lemon Tree’de kendi derslerimi düşündüğümde bunun birçok örneği var. Özellikle sabah derslerinde…

Bazen sabah 7.00’de yalnızca bir kişinin katılacağını biliyorum. Alarm çalıyor, kalkıyorum, bilgisayarımı açıyorum ve dersi veriyorum.

Çünkü karşı tarafta da o saatte uyanmış biri var.

Zamanını ayırmış, matını açmış ve pratiğine devam etmek için gelmiş.

Belki o ders haftalardır sürdürdüğü düzenin bir parçası. Belki o sabah kalkmak ona da kolay gelmedi. Ama gelmiş ve matını açmış.

Ben de onun pratiğine devam etmesini desteklemek için oradayım.

Ve aslında burada öğretmen olarak benim de pratiğim devam ediyor.

Yoga öğretmek de yoga pratiğinin bir parçası.

Pratik yalnızca matın üzerinde yaptığımız asanalardan ibaret değil. Nefeste, meditasyonda nasıl dikkatimizi tekrar tekrar bulunduğumuz ana getiriyorsak, öğretirken de aynı şeyi yapıyoruz.

Karşımızdaki insanı görmek, dinlemek, dikkatimizi dağıtmadan orada kalmak…

O ders boyunca yüzde yüzünle orada olmak.

Bir kişinin gelmiş olması, daha az orada olmak için bir neden değil.

Çünkü öğretmenlik kendimizi göstermek için bulunduğumuz bir yer değil.

Öğretmen, öğrencinin pratiğini desteklemek için orada.

Tek bir kişi için dersi açmak bazen bana öğretmenliğin en sade hâlini hatırlatıyor.

Gösterilecek bir kalabalık yok. Sayılar yok.

Sadece pratiğine gelmiş bir öğrenci ve o pratiğe eşlik eden bir öğretmen var.

Ve aslında bu ilişki tek taraflı da değil.

Öğretmenlikte çoğu zaman bizim öğrenciye ne verdiğimizden söz ediyoruz. Oysa yıllar geçtikçe öğrencilerimizin de bize ne kadar çok şey verdiğini fark ediyoruz.

Devamlılıklarıyla, meraklarıyla, pratiklerine gösterdikleri özenle ve bazen yalnızca o sabah orada olmalarıyla…

Bazen onların devamlılığını biz destekliyoruz.

Bazen de onların devamlılığı bizi.

Seane Corn’un bir sözü bunu başka bir yerden hatırlatıyor:

“O anda odada kim varsa, etkilemen ve ilham vermen gereken insanlar onlardır.”

Küçük Bir Sınıf, Daha Küçük Bir Ders Değildir

Lemon Tree’de küçük gruplarla pratik yapmayı sevmemizin nedenlerinden biri de birbirimizi görebilmek.

Gerektiğinde bir soruya alan açabilmek, bir hareketi biraz daha yakından takip edebilmek bizim için önemli.

Bazen kalabalığız; birlikte hareket etmenin ve nefes almanın enerjisini hissediyoruz.

Bazen daha az kişiyiz; birbirimizi biraz daha fazla görüyoruz.

İkisinin deneyimi farklı. Ama biri diğerinden daha değerli değil.

Belki de mesele, sınıfın büyüklüğünden çok o sınıfın bize sunduğu imkânı görebilmek.

Bir Yoga Öğretmeninin Gerçek Ölçüsü

Sınıftaki öğrenci sayısı, bir öğretmenin becerisini tek başına belirleyemez.

Asıl belirleyici olan belki de öğretmenin derse nasıl geldiği ve karşısındaki insanlar için nasıl orada olduğudur.

Kimsenin gelmediği o saat bile boşa gitmek zorunda değil. Kendi yönlendirmelerimizi gözden geçirmek, sekansımızı yeniden düşünmek, pratik yapmak, denemek ya da hazırlanmak için kullanılabilir.

Bazen öğretmenlik karşımızdaki öğrenciyi gözlemleyerek gelişiyor.

Bazen de boş bir odada kendi sesimizi dinleyerek.

Ama benim için bütün bunların içinde daha önemli bir soru var.

Öğretmenlikte çoğu zaman:

“Ben bugün ne öğrettim?”

diye düşünüyoruz.

Belki arada başka bir soru sormak gerekiyor:

“Bugün karşımdaki insanın pratiğine nasıl destek oldum?”

Çünkü sayı bize dersin nasıl geçtiğini, öğrencinin ne yaşadığını ya da öğretmenin ne kadar iyi öğrettiğini tek başına anlatmıyor.

Belki bir yoga dersinin değerini de sonunda kaç matın açıldığı değil, o matların üzerinde nasıl bir deneyim yaşandığı belirliyordur.

Her öğrencinin pratiğinin, sınıftaki sayıdan bağımsız olarak görülmeye ve desteklenmeye değer olduğunu hatırlamak dileğiyle,

Işıl Ülkü

Lemon Tree Yoga

Sınırsız Üyelik Paketlerimiz

  • Üyelik boyunca sınırsız canlı ders katılımı
  • Geniş video kütüphanesine kesintisiz erişim
  • Farklı eğitmenlerle çalışma imkânı
  • Esnek program: dilediğin zaman, dilediğin yerden pratik
Yoga Tanışma Paketi 3,700₺
3 Aylık Yoga Paketi 6,900₺
6 Aylık Yoga Paketi 11,900₺
Yıllık Yoga Paketi 22,900₺
lemon tree yoga lemon tree yoga lemon tree yoga lemon tree yoga
lemon tree yoga lemon tree yoga lemon tree yoga lemon tree yoga
lemon tree yoga lemon tree yoga lemon tree yoga lemon tree yoga